Hikayeler, Hikaye Ekle, Asker hikayeleri, Ayrılık hikayeleri, Aşk Hikayeleri, Aşk öyküleri, Başarı hikayeleri, Bilim kurgu hikayeleri, Çocuk Hikayeleri, Çocuk öyküleri, Dede korkut hikayeleri, Diğer Hikayeler, Dini Hikayeler, Dostluk Hikayeleri, Dostluk öyküleri, Dramatik hikayeler, Duygusal hikayeler, Edebi Hikayeler, Efsane hikayeleri, Gerçek Hikayeler, ilginç hikayeler, Komik Hikayeler, Korku hikayeleri, Kısa hikayeler, Kıssadan hisse hikayeler, Mektuplar, Padişah hikayeleri, Romantik hikayeler, Sevgi Hikayeleri, Tarihi hikayeler, Tatil hikayeleri, Türkü Hikayeleri, Yarış hikayeleri, Yaşanmış hikayeler, en güzel ask masallari, masal, masallar, öyküler, en güzel öyküler, kara sevdalar, kara sevda hikaye masal ve öyküleri, kara sevda hikayesi, kara sevda hikayeleri, en güzel kara sevda hikayeleri, yasanmis kara sevda hikayeleri ...
kara
sevda
Bu mektubuma aşkım,canımın içi,bir tanem diye
başlamayı okadar çok isterdim ki ama başlıyamam bu kelimeler
sana okadar uzak ki.Çünkü bu kelimeleri sana söyliyen biri var
ama benim öyle bir kişim yok aslında var ama yok .Çünkü sen
benden yaşlarca büyüksün ben sana aşkım ,birtanem,canımın içi
diyemem.sen sadece beni kör bir kuyuya atansın ve ben şuan da beni
o kuyudan kurtaracak olan seni bekliyorum.Ama sonuna kadar aşkya
karada olsa bekliyeceyim seni o kör kuyuda ve birgün gelecek sen
beni o kör kuyudan kurtaracaksın bekliyorum benim kara sevdam
bekliyorum.beklemek zor değil zor olan seni sevipte yanımda
bulamamak İŞTE BENİMKİDE BUKADAR KARA....
gerçek
bir intihar mektubu ( okuyan ağlıyo )
Aşkım, bir tanem, sevgilim, her şeyim,*****…Bu
hayatta basıma gelen en güzel, en eğlenceli,en tatlı,en mükemmel
şeydin sen. Sen benim yasam destek ünitemdin, beni hayata, Allah a
bağlayan şeydin.Öyle zor anımda geldin ki yanıma,bana her şeyi
unutturdun..ama şimdi beni tekrar o hale sokuyorsun.keşke açık
açık her şeyi söyleseydin bana, sevmiyorsan sevmiyorum
deseydin,seviyorsan bile sevdiğini tam anlamıyla gösterseydin..Son
konuşmamızda sana hala aşkım diyordum,bana aşkım deme diye msj
attın bana.Olsun sen benim aşkımsın..Sakın arkamdan üzülme,en
azından üzülmemeye çalış.Bu hayattayken değerimi bilmedin
belki de. Belki de beni,benim seni aldığım kadar ciddiye
almadın.Neden Bıraktın beni Be aşkım?O kadar hayalimiz
varken,ben seni o kadar çok severken,senin için her şeyi göze
alırken..Hiç mi değer vermedin bana?NEDEN NEDEN
NEDEN…?
Annem,babam..sizlere diyecek lafım yok,ben hiçbir
zaman size layık elvlat olamadım.Sizi bu hayatta hep üzüldüm..Ama
beni kimsenin anlamadığı gibi sizde anlamadınız hiçbir
zaman..Anacım sakın üzülme arkamdan,unutun beni.Baba senden bir
tek isteğim var.Annemi sakın üzme..
Dostlarım,hiçbir
zaman benim yanımda olmasanız da,varlığınızı biliyorum
ben.******,****,*****,******,****..sizler çok iyi adamlarsınız.sizin
gibi arkadaş bu hayatta bir insanın basına kolay kolay
gelmez.Eminim bundan, ben sizlerin arkadaşlığına o kahpeye
kanarak ihanet ettim.Şu son 1 yıldır hayatım o kadar acımasız,o
kadar iğrenç,o kadar sıkıcı,o kadar boğucu geçti ki aklıma
her turlu şey geldi.Ben hayatım boyunca hiç bu yılki kadar
ağlamamış, bu kadar yalnız kalmamıştım.Hayatımda hiç yalnız
basıma içki içmemişken,bu yıl birileriyle içmeyi
özledim..
*****… sen bir baksa adamsın,benim için her
zaman tepede yerin vardı.az önce seninle msn de konuştuk,bu yük
bana çok ağır geliyor,tek ihtiyacım olan şey “dost”
dedim,tek basıma kalkamıyorum bu ayrılığın altından
dedim..senin lafın yine su oldu ”dostluklar tek basına
kazanılıyor” ben sana karsı bir hata işledim,bu işlediğim
hata benim sonumu getirdi.etrafım o kadar çok kalabalıktı ki
zamanında,kimle konuşacağımı,kimle takılacağımı
bilmezdim.ama şimdi..derdimi anlatacak, ağlayacak,gülecek,sigara
isteyecek bir dostum bile kalmadı.bunun suçlusu tamamen
benim…
Soruyorum Şimdi Size; Sizin Bu kadar
Berbat Bir Haliniz Olsaydı, Ne Yapardınız??
Bu Dünyada
Rahat Yok,Ölüm Belki Kurtuluş
HERKEZE
ELVEDA... __________________ deli sevdam bi gün sende bu
mektubu okumak zornda kalabilirsin e....e ismi lazım değil
bır
babanın oğluna mektubu
Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde
bulunuyormuş. "Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum"
demiş. Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı "Olur"
demiş çekine çekine. Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap
koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.
"Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana"
demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış
kahve çekirdeği istemiş... Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş
babasına. Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci
kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba
koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış.
Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.
Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan
havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir
özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş:
"Ne görüyorsun?" Oğlu düşünürken açıklamaya
başlamış. "Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip
yumuşamış. Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert
duruyorlar ama içleri katılaşmış. Kahve taneleri ise olduğu
gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.." Sonra
asıl tavsiyesine sıra gelmiş: "Evlilikte aşk ve şefkat
birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu
gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler,
pörsütürler. Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine
ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten
içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar. Aşkın da
şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun,
eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında
kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar
kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa
uzun yıllar geçirmeye isteklidirler. Oğlu aldığı bu dersten
tatmin olmuşa benziyordu. "Asıl ders bu değil!" dedi
baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı
kapların içinde kalan suları gösterdi. "Havuçlardan ve
yumurtalardan arta kalan suya bak... İkisinde de bir tat yok "
Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir
fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı
oğluna uzattı. "İçmek istersin herhalde" dedi. Oğlu
kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü. "Kahve
çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı
yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka
herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi... Çünkü
onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle
davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini
katmayı başarırlar."
asker
mektubu
başlık:asker mektubu ekrem güneşli
Yılanlı
kaya, köyün kuzeyine düşer, yüksektir,
sarptır,
kartalllar tepesinde yuva kurar, Ahmet
traktörün üstünde ,
tarla sürerken, "askerlik
yaklaştı çattı, sağlık
olsun !"diye söylendi..Doksan
dönümlük tarlayı , tek
başına süren, eken, biçtiren
Ahmet'ti. "Yılanlı
kaya, az mı koyun güttüm etekle-
rinde diye iç
geçirdi...Yılanlı kayanın yanında
Zeynep'lerin bostanı
vardı, karpuz, kavunu en iyi
Zeynebin babası yetiştirirdi,
gözü tok adamdı. Baş-
kaları gibi kimsenin dedikodusunu
yapmaz, beş
vakit namazını kılar, evinden nadiren
çıkardı. Yaz
gelince, bostanının başına göçerdi.
Gelini Ayşe ile
oğlu, Mustafa evde kalırdı. Karısı Hacer
ile kızı
Zeynep, babasının yazlık için yaptırdığı
bağ evinde
kalırdı...Zeynep, bostanın yanındaki pınardan
testisine su doldururken, bazan Ahmet'le karşıla-
şır,
bir birine bakışırlar, bu bakışmalar, giderek içle-
rinde
sevgiye dönüşürdü..Ahmet, kızla konuşmak
için, "
Zeynep, maşallah bostandan baban bu yıl iyi
para kazanacak
!"diye ortaya bir laf atardı. Kız da
"Sizin de
maşallah ekinleriniz iyi kelle bağlamış !"
diye
gülümserdi..Testisi dolunca, " sana kolay
gelsin
Ahmet !" diye salına salına yürüyüp giderdi.
Kız,
gerçekten güzeldi, ela gözleri, biçimli burnu
ve kiraz
gibi yanakları, kalın, uzun kaşları , yürür
ken,
şalvarının içinde belli olan göğüsleri ve inci
gibi
ağzının içindeki dişleri ile köy delikanlılarının
rüyasına
girerdi..Ama, babası, "bu köye kız
vermem ben,
Asiye'mi verdim, kansız kocası, iki
güne bir dövdü diye
kararlı olduğunu belli ediyor-
du...Ahmet, kız kardeşinden,
Zeynep'in bir dağ
köyüne gelin gideceğini öğrenmiş,
"abi, kız uçuyor
elini çabuk tut...!" diye
uyarmıştı.
Ahmet, Hüseyin ağaya yakın olmak için,
onunla
konuşmayı denedi..Belki caydırırdı kararından
Ada-
mın zayıf yerini biliyordu..Övülmesini çok
severdi.
Hele bostandan, güvercin yetiştirmaktan söz
açılın-
ca, artık Hüseyin ağayı tutturana aşk
olsun...Gençli-
ğinde yaptıklarını, yanına beş katarak
anlatmasını
severdi..
O gün, elinde kürek, Yılanlı
kayanın yanın-
daki meyvelikleri suluyordu, susadı, küreği
attı
pınara eğilip su içmeye başladı, ayak seslerini
duydu...Gelen Zeynep kızdı. Ahmet'in orada
olduğunu
bilmediğinden, "Cevizin yaprağı bağ
arasında
seveller güzeli dağ arasında !" diye türkü
söyleyerek
geliyordu. Delikanlıyı birden karşısında
görünce,
utandı. Heyecanlandı. Ahmet, gülümseye-
rek, "
Zeynep, yüzün kadar sesinde güzelmiş !"
dedi..Kız,
içini çekti, " yüzüm güzel olmuş kaç para
bu köyde
delikanlı var mı ? Köyünüzün kızına sahip
olamadıktan
kelli ...!" diye gözleri doldu geldi..
Ahmet, "
Böyle söyleme Zeynep, baban seni bize
layık görmedikten
sonra, benim elimden ne gelir !"
dedi..." Ağamı,
sen kandırırsın, ağzın laf yapar !"
" Şubeden
son yoklamaya çağırdılar, beni asker
den izne gelene kadar
beklersen, ağanı yola
getirim ben...!" Zeynep, öyle
ise, "ağam bugün çok
neşeli, paçalı güvercinleri
yavru çıkardı, işte sana
bir fırsat...Sen, beni görmemiş
gibi yap, eleyçiğe
gel !" dedi..Zeynep, pınardan
testilerini doldurup
gitti..
Hüseyin ağa, başının
altına bir yastık almış
ağızlığa taktığı sigarasını
keyifli keyifli içiyordu.
Zeynep, elinde testileri
geldi.."Ağa, pınardan yeni
doldurdum, içer misin
?"dedi." Ver bakalım !" dedi.
Kız, kalaylı
bir tasa su doldurdu verdi, ağa işliğine
dökerek
içti..."Ohhh ! Ellerin dert görmesin gızım !
dedi..
Ahmet, " Kolay gelsin Hüseyin ağa ! Bakıyo-
rum neşen
yerinde ... "Hüseyin ağa :
"Hoş geldin Amet oğlum
! Bizim paçalı, dört yavru
çıkarmış...Görsen Amet, çok
gözel...! Eyi cins bu
güvercinler, Madenden getirdim..."1"
"Hüseyin ağa, gaybetin için söylemiyom ,yüzü-
ne
de söyleyim, senin gibi güvercin yetiştiren şu
köyde az
bulunur...Zeynep'i alan çocuk ta güver-
cin seviyo mu ?"
"
Amet oğlum, bu köyde, güvercin besleyen
iki kişi var,
biri ben, biri de sen...! Lakin duydu-
ğum doğruysa, eskere
gidiyormuşsun ! Eyi delikan-
lısın, mert delikanlısın,
Zeynep senin gibi bir adama
düşmeliydi...Lakin, ağzım, ilk
gızımda yandığı için
sütü üfleyerek
içiyom...!"
"Hüseyin ağa, ben yetim böyüdüm,
seni de
rahmetli,babam kadar severim, Zeynep bacının
dağ
köyünde heder olacağından korkarım, eğer
bana layık
görürsen, Allah'ın emri, Peygamberin
kavliyle
....!"
Hüseyin ağa, başını kaşıdı, "
düşünüyüm...
daha kesin kararımı da vermiş deelim !"
dedi..
* * * * Hüseyin ağanın, kızı Zeynep'i dağ
köyüne ver-
mekten vazgeçmesi, köyde, " ağayı bir
caydıran mı
oldu ?" dedikodusuna sebep oldu.
Zeynep,
çok sevinçliydi..Yerinde duramıyordu.
Ahmet' in annesi,
dayısı Kör Fekri, söz kestiler
kıza...Askerden izne
geldiğinde de, nişan yapacak-
lardı...Öbür sene, güzün
de düğünleri olacaktı.
* * * *
Ahmet'in ilk
mektubunu köy muhtarı Hüseyin
ağaya verdi..Hüseyin ağa,
aleyçiğe geldi..
"Zeynep, gızım Amet'in mektubu
geldi, hele
gel de oku, şu mektubu, neler yazmış !"
dedi..
"Sevgili babacığım ve anacığım, gülden
nazik
pamuk gadar yumuşak ellerininzden öper,
Cenabı
Allah'tan eyilik dilerim...Beni soracak olursanız,
eyiyim, köyde ne var ne yok, orada havalar nasıl
güvercinin
yavruları büyüdü mü, burada da çok
güvercin var,
görünce seni hatırlıyom, Zeynep
burada duraksadı,
Hüseyin ağa, anladı, dışarı çıktı
kız mektubu
okumaya devam etti :
" Sevgili Zeyneb'im
Bu sana
ilk mektubum, talimden gelip ranzama
yatınca, hep seni
düşünüyom, verdiğin çevrede
senin kokun var, geceleri
rüyama giriyon, Ahmet'ini
sorarsan eyiyim, senin de eyi ve
sıhhatte olmanı
Cenabı Allah'tan dilerim, günüm talimle
geçiyo
beni çok seviyorlar, kumandanın da gözüne
girdim
sen ne yapıyorsun, günlerin nasıl geçiyo, köyde
ne
var ne yok...
* * * *
imkansız
aşk
sana sevgimi aşkımı sana aşık olduğumu bu
mektubumla inan anlıyacaksın.Sen beni hiç anlamadın ama bu sefer
sana seni nekadar çok sevdiğimi sana nekadar aşık olduğumu
anlıyacaksın. canımın içi ben ne zaman sana aşkımla
sevgimle yaklaşsam sen hep beni ittin.Nedeninide biliyorum ama
nedense seni çok seviyorum.Sen benden yaşlarca büyüksün sen
benim aşkım değil öğretmenimsin ben sana aşkım diyemem sana
canımın içi diyemem.Ama inanıyorum bu kelimeleri hem kendimden
hem de senden duyacağım.Buna ta derinden hissediyorum. Sen
benisıradan bir kız olarak görüyorsun belki ama biliyorsun benim
seni deli gibi sevdiğimi.Ben sana açım seni arıyoru boş
sokaklarda.Eminimki biulacağım ümidim var halen. Şuanda körbir
kuyudayım ışığaa okadar çok ihtiyacım varki ne yazık ki ışık
okadar az ki ne yapacağımı bilmeden beni gelip kurtaracak kişiyi
bekliyorum hem de tükenmeden yorulmadan bekliyorum beni buradan
kurtaracak kişiyi.BENİ KURTARACAKMISIN ...... Dua ediyorum
ALLAH'IMA bir daha dünya ya gelirsemki seninle aynı yaşta olarak
gelmek isterim ve seni şehir şehir sokak sokak karış karış
arayıp bulacağım İNAN BANA HOCAM....
|