Ana Sayfa  Sohbet  Video  Şarkı Sözleri  Sağlık  HikayeLer  Arama Site Map İletişim

Menü

   Ana Sayfa
   Sohbet Sitesi
   Chat KanaLı
   CanLı Sohbet Çet
   Video
 Ask HikayeLeri
 Bebek isimLeri ( Erkek )
 Bebek isimLeri ( Kiz )
 Bedava Chat
 Bedava FiLim izLe
 Biyografi
 Burçlar
 CanLi TeLevizyon izLe
 Cilt Bakimi
 CinseLik
 Dini isLam BöLümü
 Dizi izLe
 DuygusaL Müzik Video
 GeLinlik ResimLeri
 Gercek HikayeLer
 Gercek itirafLar
 GüzeL SözLer
 HaberLer Sayfasi
 Hava Durumu
 iL iL Türkiyemiz
 istanbuLu Ankarayi CanLi izLe
 Kadin SağLigi
 Komik Fikralar
 Komik ResimLer
 Komik VideoLar
 Komik Yazilar
 Korkunç Araba KazaLari
 Kürtçe Müzik Video
 Magazin HaberLeri
 Manken Resimleri
 Mp3 Video 2011 KLibLer
 Msn Messenger
 OyunLar Yaris Oyunu
 ProgramLar
 ResimLer
 Rüya TabirLeri
 SagLik YaSam
 Sarki SözLeri
 SiirLer GüzeL SiirLer
 SiirLi ResimLer
 Siteme Sohbet EkLe
 Sms Cep TeLefon SözLeri
 Sohbet Chat SiteLeri
 Spor HaberLeri
 TakimLar
 Video
 Video KLip izLe
 Yemek Tarifleri
 Örgü Çesitleri
    İletişim

 Siir Kolik, Güzel Siirler, Sesli Siirler, Denemeler, Hikayeler, Öyküler ..

Okunma

446

Siir Kolik, Güzel Siirler, Sesli Siirler, Denemeler, Hikayeler, Öyküler, En güzel şiirler, Yeni Eklenen Şiirler, Şiir Kolik sitesi, Usta Şairler, Şiir, Sesli en güzel Şiirler, masallar, son eklenen siirler, 2011 siirler, 2011 sesli siirler, nilay altay öyküleri, onur bilge öyküleri, sinan karakas siirleri, ömer erhalim siirleri, mehmet seref hosaf siirleri, ünlü sairlerin siirleri, özkan köse denemeleri, sizofren sevda denemesini oku, özleyis siirini oku, ilk adim asktir benim siirini oku, elimi uzattim siirini oku, cennet öyküsünü oku, yetim bir hayat öyküsünü oku, öykü, deneme masal, siir, sesli siir, hikaye, güzel siir Sitesi www.sevgidiyari.com ...



Siirler

Özleyiş

güneşin doğduğu yerden başladım,
hep seni aradım gittiğin yerde,
her an seni andım, seni düşledim,
sonsuzluğa adım attığın yerde..

tanrım bize mutluluklar dilerdi,
yıldızlar mehtaba bakıp gülerdi,
gül bülbüle küser sitem ederdi,
benim ellerimi tuttuğun yerde..

geceler gündüzler bir düş gibiydi,
yüreğim kanatsız bir kuş gibiydi,
sevgilim.. gönlümüz sarhoş gibiydi,
aşkı bana helal ettiğin yerde..

şimdi baş ucunda her gün ağlarım,
beyazlar içinde kara bağlarım,
istersen hiç gitmem, ben de kalırım,
ebedi uykuya yattığın yerde..

Mehmet Şeref Hoşaf

İlk Adim Aşktir Benim

Mecnun gibi Leylanın koştum çölde peşinden
Gönüller ateşiyim ilk adım aşktır benim
Kara sevda taşıyor ömrümün güneşinden
Gönüller yarasıyım ilk adım aşktır benim

Bir zamanlar Ferhattım dağlar deldim uğruna
Pınarları akıttım sevdaların bağrına
Musa olup çıkmışım o kutsal Tur dağına
Gönüller aynasıyım ilk adım aşktır benim

Mehtaplı gecelerde yıldızdım gökyüzünde
İlahi bir şiirdim aşıkların sözünde
Türlü yüzde görünen varlıktım yer yüzünde
Gönüller sultanıyım ilk adım aşktır benim

Ayet idim dillerde aşkla söylenen sözdüm
Can bendim canan da ben kendimi gören gözdüm
Aşkın uğruna yanan közde görülmez özdüm
Gönüller ateşiyim ilk adım aşktır benim

Ömer Erhalim

Elimi Uzattım

Benliğimden beni attım,
Size elimi uzattım,
Kendi halimde bir zattım,
Yok mu tutacak elimden,
Kötülük gelmez dilimden.

Biliyorum ki insanız,
Hepimiz ölümlü canız,
Hem konuşan hem duyanız,
Yok mudur cevap verecek,
İnsanı insan bilecek.

İlk adımı atıyorum,
Benliğime çatıyorum,
Sizleri de katıyorum,
İnsanız insan olmaya,
Her can mahkumdur ölmeye.

Sinan Karakaş

Öyküler

Cennet

Onur Bilge

Bir yaz günü, Antalya cayır cayır yanıyordu. Temmuzdu. Tozlu sokaklardan geçen tatar arabaları tozu dumana katıyordu. Çocuklar gölgelerden çıkamıyor, evlerin önlerindeki betonlardan yıkandıkça buharlar yükseliyordu. Birazcık serinlik gelsin diye, kapıların önlerini suluyorlar, etrafı buram buram toprak kokusu sarıyor, daha arkalarını dönmeden toprak emiyor, güneş kurutuyordu.

Annem, babam, Şermin ve ben, arka bahçede, asma çardağının altında oturuyorduk. Şermin betonu yıkamış, kare masamızı çıkarmış; üzerine, dört kenarı kanaviçe kıpkırmızı laleler ve acı yeşil yapraklarla süslenmiş beyaz etamin bir örtü sermiş, etrafına dört tane de sandalye koymuştu. Masanın üstündeki kocaman karınlı incecik cam sürahide, annemin yaptığı vişne suyu ve buz parçaları vardı. Dört limonata bardağı, altlarında cam tabaklarıyla durmaktaydı.

Betonun kenarlarında çiçek saksıları diziliydi. İçlerinde rengârenk çilekler gülümsüyor, kendileriyle birlikte neşeleri de dışarıya taşıyordu. Beyaz zambak, kırmızı zambak, kara sevda, ateş çiçeği, ful, arpa çiçeği, begonya, leylak, filkulağı, devetabanı, kauçuk... Adını bildiğim bilmediğim o kadar çok çiçeğimiz vardı ki! Her bulduğumuz saksıya, her boşalan tenekeye toprak dolduruyor, çiçek ekiyorduk.

Kapının tam karşısında hızla boy atan asmanın yanında can eriği, bir metre kadar ilerisinde de şeftali ağacı vardı. Beton yıkandıkça akan sularla büyüyorlardı. Dallarından meyveler sarkmakta, her birisi:

''Kopar beni! Ye beni!' demekteydi.

Asmada da üzümler olgunlaşmış, aşağıya sarkmıştı. Babam, elini uzatarak koparıyordu. Ağaçlarımız, evimiz yapılmadan dikilmişti. Daha çok küçüklerdi ama toprağın ilk mahsulü olduğu için bu yıl çok meyve vermişler. Kırmızı toprak, demirce çok zenginmiş, verimliymiş. Gübrelenmezse, zamanla verimini kaybedermiş. Solucanlar da işe yarar, toprağı harmanlayarak köklere rahatlık sağlarlar, kök uçlarına besin ulaştırırlarmış. Doğada, ağaçlarla, çiçeklerle büyüyor, ne güzel şeyler öğreniyordum!

Çardağın tam altında, betonun ortasında havuzumuz vardı. Bahçemizin en sevdiğim, en eğlenceli, en önemli varlığı oydu. Dışı, duvarlarımız gibi mermer süsü verilerek yağlıboyayla boyanmış, içi maviydi. Ortasındaki fıskiyenin şırıltısı, ağustos böceklerinin sesleriyle yarışmaya çalışıyordu. İçinde sürekli hareket halinde olan on beş yirmi santimlik üç tane süs balığımız vardı. Havuzun fazla suyu başka bir hortumla bahçeye akıyor, toprağa serinlik verirken, ağaçları da sulamış oluyordu.

Bahçe duvarının kenarındaki çiçek tarhında sürekli güzellik yarışması vardı. Güllerin, sardunyaların, akşamsefalarının her rengi; sarı sarı açan yıldız çiçekleri, krizantemler, beyaz ve sarı yasemin, tophane çiçekleri, glayöller, renk renk şebboylar, horozibiği denilen kadife çiçeği, dildamak denen aslanağzı... Hangisini tarif edeyim? Kırmızı sarmaşık fındık güllerle, beyazları çardağın etrafını sarmaktaydı. Yeşillikler içindeki bu iki zıt renk birbirleriyle öyle güzel tanzim edilmişti ki seyrine doyum olmuyordu!

Bahçede, hemen hemen her ağaçtan birer tane vardı. Yeni yeni serpiliyorlardı. Bahçe duvarının üzerine demir çubuklar dikilmiş, aralarına galvanizli teller çekilmişti. Bir metre yükseklikteki duvarın dibine, ikişer metre arayla dikilen sarı kırmızı güller, bu tellere ağdırılarak gülden duvar oluşturulmuştu. Yapraklarından çok çiçekleri vardı. Sokak tarafından gelen geçen kopardığı halde çingene karıları gibi doğuruyor, etrafı güle boğuyorlardı. Cennet dedikleri böyle bir yer olsa gerekti. Cennet, bahçe demekmiş zaten. Orada çardaklar altında gölgelenen insanlar, çardakların altından akan ırmaklar varmış. Her yerden meyveler, yemişler sarkarmış. Herkes elini uzatır, yermiş. Huriler, ipek yastıklara yaslanan cennettekilere, altın tabaklarla envaiçeşit yiyecekler, buz gibi içecekler sunarlarmış. Şermin'le annem de huri, melekti. Bize ne güzel hizmet ediyorlardı!

Annem yine peynirli poğaçalar yapmış, fırına vermişti. Şermin, bir koşu gidip getirdi, tepsileri. Annem onları büyük bir tabağa alıp, masaya koydu. Yiyebileceğimiz kadarını tabaklarımıza, ellerimiz yanarak, aldık. Sürahideki buzlu vişnatayı bardaklarımıza doldurdu. Keyfimize diyecek yoktu!

Vişnata ne demekti? Limonata gibi bir şeydi... Vişneden yapılıyordu ya... Limondan yapılana limonata deniyorsa, vişneden yapılana da neden vişnata denmesindi? Acaba Giritlilerden mi öğrenmiştik onu da? Dildamak gibi...

Her evde buzdolabı yoktu. Daha yeni yeni yayılıyordu. Evlerin mutfaklarının köşesinde, bazıları toprağa gömülü kocaman küpler vardı. Onları gördükçe Ali Baba ve Kırk Haramiler aklıma geliyordu. Küplerde çil çil altınlar... Ağızları açılıp, kalaylı bakır maşrapalar içlerine daldırıldıkça altınlar çıkacak gibi geliyordu. Serin sular geliyordu, gümüş rengi kapların içinde. Küplerin dışları, alta yakın yerleri yemyeşil yosun bağlıyordu. Hemen kırılıvermemesi için alt yarılarının çimentoyla sağlamlaştırılmış olanları da vardı. Bazılarının küpleri de yoktu. İki kulplu testileri vardı. Doldurup, ağızlarına çam kozalağı sokuyorlar ve toprağa gömerek ya da dışlarına ıslak bezler sararak rüzgâra koyarak soğutuyorlardı.

Büyükler: 'Sabır küpü çatladı!' diyorlardı, çok yaramazlık yapınca. Demek ki küpler içten gelen basınçla zamanla çatlıyordu. Haşlanmış yumurtaları tokuşturuyorduk, zor kırılıyordu ama içindeki civciv, güçsüz gagasıyla kolayca kırıveriyor ve dışarıya çıkıveriyordu. Küpler de belki içten bir maşrapa darbesiyle kırılıverecekken, dış etkilere karşı dayanıklıydı. Babam diyordu ki:

"Camilerdeki ve hamamlardaki kubbeler, binalardaki ve köprülerdeki kemerler, dayanıklı olmaları için dışbükeydir. Allah, yumurtanın yaratılışıyla mimariye ışık tutmuştur. Buna rağmen camilerde, depremin tesiriyle kubbelerin göçmesi halinde, caminin onarımında gerekebilir düşüncesiyle, ortadaki avizenin takıldığı yere bir küp altın gizlenirmiş. Kubbelerin akustikte de çok önemli bir işlevi varmış. Özellikle Mimar Sinan'ın yaptığı camilerde, imamın fısıltısı dahi arka sıralardan duyulurmuş. Avizelerde yanan kandillerin isinin yapıyı kirletmemesi için pencerelerin içlerinin kemerleri, hava akımıyla gelen isi tutabilecek tarzda yapılır, oralarda toplanan is kazınarak, mürekkep yapılır, el yazması Kuran'ların yazılmasında kullanılırmış. İçleri dışları, dünyanın en güzel çinileriyle, minyatür çiçek desenleriyle, egzotik desenlerle işlenir, ibadethanelere son derece önem verilirmiş."

"Şimdi camileri soyuyorlar. Halısına kilimine, bağış kutusuna kadar çalıyorlar. Kuran- ı Kerimler alınır, hediye edilir, vakıf malı olarak elden ele gezer, asla satılmaz, okunmasından hâsıl olan sevap tercih edilirdi. Günümüzde onun da ticareti yapılmakta, camilere bağışlanan bilmem kaç asırlık halılar, kilimler, hele hele el emeği göz nuru o canım Kuran-ı Kerim'ler, tarihi eser kaçakçılarına satılmakta... Çok şey kaybettik, kültürel değerlerimizden, çok..." diyordu annem de.

Gözlerimin önünde Ali Baba ve Kırk Haramiler canlandı. Haramiler çoğalmış mıydı, neydi? Yakında evleri basacaklar, göbeklerimize kızgın zeytinyağları akıtarak, paralarımızı mı alacaklardı? Küplerini çil çil altınlarla doldurmak için art arda cinayetler mi işleyeceklerdi? Onlar Müslüman ve Türk değiller miydi? Mutlaka Müslüman ve Türklerdi. Aksi halde babam açıklama yapar, milliyetleri hakkında bilgi verirdi. Bunlar nasıl insanlardı? Aklım almıyordu!.. Gözlerimi kocaman kocaman açmış, annemle babamın konuşmalarını ilgiyle dinliyordum. Babam, içinde anlamını bilmediğim sözcükler de kullanıyordu. Sözlerini kesmemek için soramıyor, aklıma yazmaya çalışıyordum. Acaba vakıf ve kültür ne demekti? Sonra soracaktım. Babam:

"İslamiyet'te ruhban sınıfı yok. Her birimiz, birer irşat memuruyuz. Demek ki görevlerimizi tam olarak yapamamışız, haramı helâli anlatamamışız, dinimizi de ülkemizi de gerektiği kadar sevdirememişiz ki böyle vatan hainleri türemiş. Daha düne kadar, camilerin kapıları kilitlenmezdi. Adamlar kilitleri, kapıları kırıyorlar!"

Ruhban, irşat memuru... Bunlar da ne demekti? Galiba birbirlerine yakın anlamlar taşımakta olan sözcüklerdi ki birbirlerinin yerini tuttuklarını söylüyordu. Aklımda kalmazdı ki bunlar. Yazmayı da bilmiyordum. Ruhban urba sözcüğüne benziyor. İrşat da Reşat'a... Urba giysi demek... Reşat da arkadaşımın babasının adı... İnşallah unutmam. Sohbetin ortasında bir soru sorduğumda:

"Söz kesme! Bekle, sohbet bitsin, ondan sonra sor!" diyorlardı. "Tam su kaynaktan fışkırmış, çıkmış, çay gürül gürül akarken, tam ortasına koca bir kaya koyuveriyorsun, su ne oluyor? Etrafa yayılıp gidiyor!"

Sohbetin başlaması, suyun kaynaktan çıkması, konuşmalar da akışı demek olsa gerekti. Kaya koymak... Şimdi o kocaman kayayı yerinden ben mi kaldırıp da çayın içine atıyordum? Ben Herkül müydüm? Neyse... Öyle olsun. Söz kesmiyordum işte ama soracaklarımı unutmamak için neler çekiyordum!.. Ne olurdu ara verselerdi de açıklama yapsalardı, ben de anlasaydım? Annem:

"Sadece camilerin mi? Dükkânların, evlerin kapıları bile... O kadar temizdi insanımız. Şimdi de namaza gidenler, dükkânlarının kapısına bir sandalye koyarak gidiyorlar ama komşularına gözetlemelerini tembih ederek... Sahibi yokken evlere, dükkânlara girilmezdi. Kapıdan seslenilir, içerden ses gelmezse, geriye dönülürdü. Şimdi ses gelmezse, fırsatı ganimet bilip, içeriye dalıyor, ne varsa çalıyorlar! Allah ıslah etsin! Daha daha ne hale geleceğiz, kim bilir?" diye dert yandı.

"Okullarda öğretmenler, camilerde imamlar, evlerde büyükler, sürekli iyiyi, güzeli, doğruyu anlatıyor, ahlaki değerlerimizin korunması için elimizden geleni yapıyoruz, öyleyken bir şey eksik. Bir şey ama ne?"

"Haşyetullah!.. Allah korkusu eksik! Allah'ın her an her yerde her yapılanı gördüğünü hissedemez oldular. Allah- ü Telala Basir'dir. Her şeyi görür."

"Allah'ı görmeyen, bu gerçeği göremez ki!"

"Allah görülür mü?" diye soruverdim.

"Mecazi anlamda kullandım, görmek sözcüğünü. Mecazi anlam demek, sözcüğün asıl anlamından farklı bir anlamda kullanılması demektir." diye cevapladı babam. Annem de:

"Hani senin bir duan var ya: "Elini üstümüzden, sevgini gönlümüzden alma, Allah'ım!" diyorsun. Allah'ın eli yok aslında. O, madde değil. Bedeni yok. Orada el ne anlama geliyor? Yardım anlamına geliyor. "Yardımını esirgeme bizden!" demek istiyorsun. Burada el sözcüğü, mecaz anlamıyla kullanılıyor. Anladın mı?"

"Anladım. Allah'ın gözleri de yok. O başka bir biçimde görüyor. Nasıl görüyor?"

"Rüyaları nasıl görüyorsan, öyle... Uyurken, ışığı kapatıyorsun, gözlerini yumuyorsun, rüyaları nasıl görüyorsun?"

"Bilmem. Onu merak ediyorum ya zaten."

"İki beden gözümüz var. Madde gözlerimiz... İki tane de ruh gözümüz var. Rüyayı ruh gözlerimizle görürüz. Her şeyi; rengine, desenine, en ince teferruatına kadar seyrederiz. İki beden kulağımız var. Etten kıkırdaktan yapılmış. İki tane de ruh kulağımız var. Onlarla da rüyamızdaki sesleri duyarız. Her sabah size anlattığım rüyalarımı onlarla algılıyorum. Rüyamdaki olanı biteni; gördüğüm kişileri, ne renk elbiseler giydiklerine kadar, hatta konuşmaları, gürültüleri, her şeyi size aktarıyorum. Ben de konuşuyorum ama o ben bu ben değil. Başka bir ben... Ben ona söz geçiremiyorum. Yani ruhum konuşuyor."

"Aklıma Yunus'tan bir dize geldi: "Bir ben vardır bende benden içeru!" Buradaki ilk anlam beden içinde bir de ruhun oluşu... İkinci anlamı çok daha derin ki orada Allah-ü Teala kastedilmekte." dedi, babam.

"Ruhu anladım ama onu anlayamadım." dedim.

"Zamanla anlayacaksın. Şimdi çok küçüksün." dedi.

Yetim Bir Hayat

Nilay Altay

Yine uyanmıştı, rüyalarının kollarını kenara açıp, çıkmıştı aralarından gökyüzüne doğmuştu... Güneşe yoldaş olmuştu... İşi buydu...
Düşsel sancılarının devam ettiğini biliyordu ama hayatı güzeldi. Önce hafifçe şatavatlı yatağından doğruldu. Hala gözlerini açmamıştı. Sabaha inat uykuya yapışmıştı sanki. Açmak istemiyordu. Çalan müziği duyunca uzun simsiyah kirpiklerini kırıştırdı, kaşlarını çattı ama pembemsi çatlamış dudakları bir anda yanaklarına doğru kaydı evet gülümsemişti..
Anladı ki açmalıydı artık gözlerini... Bir nefes aldı en derininden açtı gözlerini. Açtı ama tekrar kapattı. Karşısında güzel bir kızın oturduğunu görmek deliceydi. Kimdi ki bu kız? neyin nesiydi? Cesaretini topladı ve açtı... Kız hala orada duruyor ve ona gülümsüyordu. Kendisi de gülümsedi. Ama elinde olmayan bir şekilde gülümsemişti... Ki kasıtlı bir şey yapmamıştı o gülümsesin diye.
Garipsedi bu durumu yavaşça çenesini aşağıya doğru indirdi, gözlerinin ucuyla üstüne baktı. Pijamalarına mı gülmüştü acaba bu kadın ? Neydi onun yüzünden yayılan tebessümler. Tekrar kafasını kaldırdı, korkakça biraz. Kız gülümsüyordu
-Merhaba dedi.
Boş boş kıza bakıyordu.'' Hayırdır ne oluyor... Benim evimde benim odam da karşımda bir kız... Ve çok da güzel... '' İç sesini bir kenara itti ve ciğerlerinden konuşuyormuş gibi göğsünü gerdi kocaman.
Cesaretliydi.
-Kimsin? diyebildi.
Neler neler soracaktı aslında. Şimdi ! Hemen sormalıydı ! Ne işin var burada sen kimsin diye haykırmak istiyordu !!
Kadına şöyle bir baktı. Gerçekten çok güzeldi. İnsandan daha öteydi güzelliği. Saçları koyu kahveydi uzun kıp kıvırcık... Uçlarında kızıllık vardı biraz. Gözlerine bakmamaya çalışıyordu. Ama bakacaktı. Saçlarından çektiği gözlerini, gözlerine dikti kadının. Açık kahve, biraz büyük ama hem de çekikti gözleri. Kirpikleri uzundu kaşları ise özenle çizilmiş gibiydi kadının gözlerinin üstüne... Bu kadar kusursuzluk fazla mıydı ? Çok muydu ona bilmiyordu. Artık küçük bir çocuk da değildi ki büyümüş koskoca adam olmuştu.
- Beni tanımıyormuş gibi yapma. dedi kadın sesinin verdiği güvene tutunmak istedi o an. Tanıyor muydu? Bir daha baktı. Daha dikkatli... Tanıyor olabilir miydi? İçi titredi genç adamın.
-Hayır ! Seni tanımıyorum ! ne işin var evimde ! odam da ! karşımda ! Kimsin ! Kimsin !
Sakin olmalıydı. Bunu fark etti. Sol yumruğunu sıktı. Halbuki neden sinirlendiğini bile bilmiyordu.
Kadının üzülmüş gibi bir hali vardı, bakışlarında ki kırgınlığı görebiliyordu. Hata yaptığını anladı.
-Bağırmak istememiştim , özür dilerim. Kimsin peki? dedi nefes nefese kalmıştı çünkü hızlıca konuşmuştu...
- Beni unutmuş olmana üzüldüm. dedi ve cebinden bir kaç tane fotoğraf çıkardı... Bak dedi bunlara, nazikçe ona uzattı...
Korka korka aldı elinden, bir kadına baktı bir fotoğrafa... O da neydi? Kadın hiç değişmemiş gibi resimde duruyordu, kucağında bir bebek... Diğer fotoğrafa baktı, Bu kez o bebek 3-4 yaşına gelmiş gibiydi ama kadın hiç değişmemiş... Farklı zamanlarda çekildiği belliydi. Fotoğrafların sağ alt tarafında tarihler vardı.
Son fotoğrafa baktı... Evet işte o oydu... Gözlerinden yaşlar süzüldü... Kendi küçüklüğü vardı fotoğrafta ve yine kadın hiç değişmemişti. Büyük adam, küçülmüştü artık odada... gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Anlamıştı en sonunda...
-Anne? diye bağırdı hıçkırıyordu...
Kadın kaybolmuştu odadan... Ve hemen odanın kapısı açıldı, beyaz önlüklü 3 4 kişi girdi. Onu yatağa bağladılar...
En yaşlı olanı, beyaz elbiseli kıza bağırıyordu.
''Hemşire sakinleştiriciyi getir, şizofren nöbetleri yine başladı''
Küçük bir acıdan sonra... Tekrar uykuya teslim etti kendini.. Huzura tutundu... Biliyordu hayatı yine yetim kalmıştı...

Denemeler

Şizofren Sevda

Özkan Köse
..

Elimden gelse karşınıza beynimi bir kenara koyarak çıkardım..

..
Ölümü hep yanlış tanıdım.Ve hafızamda ölüme dair kalan her şey aslında bir toz yığınından başka bir şey değil.
..

Gitmek.Nedenini bilmeden,nereye gittiğini bilmeden gitmek.Hiç gittiniz mi kendinizden.Öyle uzaklara işte.Nereye gittiğinizi bilmeden.Ve aslında geriye döndüğünüzde bıraktıklarınızı bulmayacağını bilmeyerek gittiniz mi hiç.Ya da insan kendinden gider mi..İnsan kendinden neden gider ki...

Küçük değildim aslında.En azından dünyanın kendi başına dönmediğini bilecek kadar büyüktüm.Uçan balonların etrafında ömür geçmeyeceğini anladığım zamanlar.İnsanın artık yolun yarısı gerçeğini öğrendiği o mükemmel yıllar.İçimi kemirmeye başlayan bir şeyler vardı.Gün geçtikçe varlığını daha çok hissettiren.Ben onu tanımasam da onun beni tam anlamıyla tanıdığına her gün geçtikçe biraz daha inandığım bir şeyler.Bir şeyler diyorum çünkü isminin ne olduğunu bilmiyordum.Hastalık..Yok değil.Ama ne bilmiyorum.Sanki biri içimi açmış ve onu içime koymuştu.Artık bir bedende iki kişiydik ve bu bedeni iki kişi ortak kullanacaktık.Ev sahibine kirayı ortak verecektik.Bedenin düzeni ikimize aitti.Ama..Onu tanımıyordum ben..

Konuşmaya çalıştım önce.İnsanlar bana , ‘kendi kendine konuşuyorsun neden!' deseler de ben onunla konuşuyordum aslında.Ama olmadı.Onun dilini bilmiyordum.Ya da o benimle konuşmuyordu.Ve onunla birlikte yalnız kaldım.Onunla birlikte hayatta yalnız kaldım.

O gün, elime kalemi alıp , usta şairlerin inadına ne gelirse aklıma yazmaya başladım.Çünkü emindim ki onunla ancak bu şekilde anlaşabilirdim.Ve oldu evet.Ben yazıyordum ve sonra o yazıyordu.Ellerimi ortak kullanıyorduk.Zamanla hoşuma gitmeye başlamıştı bu durum.Ben ona yazıyordum o bana..Sonuçta duvarlar bile yetmiyordu yazdıklarımıza.Kimsenin bilmediği şeyleri anlatıyordum ona.O da bana.İki dost , sırdaş ve sevgili yeri geldiğinde..
Bir aynada gördüm kendimi
Bir kendim ile diğerini kovalayan
Öyle çok sevdim ki
Gitmesinler diye bir daha
Kırıldım aynada iki yerinden
..
Ve bir sabah..Kelimeler bitti.Son yazdığına bakıp kaldım öylece..

‘Kendime iyi bak..!'

...

Asla sormadım nedenini.Düşünmedim hiç.Düşünemedim.Aklımı yitirdiğimden olacak sadece güldüm kendime.Ve Artık emindim.Ölmek , kanın damarlardan çekilmesi değildi sadece.Eğer içinizdeki o gitmişse , size sormadan , sizin kalmanızın da bir anlamı yoktu.Ve kalan bir bir işe yaramayan bir akılsa o da bir işe yaramıyordu.
..

Ben anlatırken bunları , şimdi o nerde bilmiyorum.Belki de beni izliyor ya da hala gittiği yere gitmeye çalışıyor.Bilmiyorum.Ama düşünmek istemiyorum.Aklım ağırlık yapıyor kendime. Bu nedenle,elimden gelse karşınıza beynimi bir kenara koyarak çıkardım.
..
Sen hiç ölmedin
Nefes almaya benzedik
Çürük bir cesette
Ölmedik


  Yorumlar

 
Rafet ELroman Seviyorum Ask virane Şarkısı dinle klibi


Ekelebek.Com Kelebek Sohbet Chat Kelebek script mirc çet cet


SiviLceLere Cözüm SiviLceLerden KurtuLmanın yoLLarı Sivilce karşı bitkiLer


ankara sohbet sitesi


Kizim Nerede 6.Bölüm izle Kizim Nerede Bölümleri izle Tek Parça Fragman izle


OnLine Roman Havasi DinLe Roman MuzikLeri indir Roman Radyo DinLe


Kek TarifLeri KoLay Kek TarifLeri Oktay Usta Kek Tarifi ResimLi


FatmaguLun Sucu Ne FuLL BoLumLeri izLe Son BoLum Seyret Yeni BoLum Hd izLe


Korkunc HikayeLer Korkutan Gercek HikayeLer +16 HikayeLer


En GuzeL Ask Siir DinLe indir Ask SiirLeri


 Sohbet Siteleri |  Chat Siteleri |  Avrupa Sohbet |  Avrupa Chat |  Sohbet Odaları |  Chat Odaları |  Sohbet Kanalları |  Chat Kanalları |  Canlı Sohbet |  Canlı Chat |  Sohbet Sayfaları |  Chat Sayfaları |  Çet Sayfaları |  Çet Siteleri |  Cet Siteleri |  Sohbet Sitesi |  Chat Sitesi |  Sesli Chat |  Chat Sohbet |  Çet Sohbet |  Aşk Sohbet |  Türk Sohbet |  Türkçe Sohbet |  Türk Yeri |  Gurbetçi Sohbet |  Almanya Sohbet |  Fransa Sohbet |  Hollanda Sohbet |  Kolay Sohbet |  Sevgi Siteleri |  Sevgi Sohbet |  Temiz Sohbet |  Güzel Sohbet |  Özlem Sohbet |  Sohbet Et |  Evlilik Siteleri |  Sohbet Yeri |  Sohbet Adresleri |  Bedava Sohbet |  Java Sohbet |  Arkadaşlık Siteleri |  Muhabbet Siteleri |  Kelebek Sohbet |  Site Map |  SiteMap.html | Sohbet Siteleri | Avrupa Chat | Chatrulette | Chat Siteleri | Avrupa Sohbet | Sohbet Sohbet