|
Nevroz Nedir, Nevroz Ne Zaman, Newroz Neden Kutlanir, Newroz Sarkilari |
Nevroz Nedir, Nevroz Ne Zaman, Newroz Neden Kutlanir, Newroz Sarkilari, 21 Mart Baharın Gelişi Newroz Bayramı Ne Demektir İnsanlar İçin, ( Nevruz ) Newroz Bayramı İle İlgili Yazılar Sözler Ve Mesajlar. Newroz Bayramı
“Kürdistan
alanlarında İslamiyet öncesinde ‘Zerwan’ takvimi kullanılırdı ve
insanların yaşamları tabiatla uyum ve ahenk içerisinde idi. Aylar
gökyüzündeki aya göre hesap edilir.“

Kürdistan
halkı ile ilgili yaptığım araştırmalarda, Kürtçede ‘yeni gün’ anlamına
gelen ‘nû roj’ anlamından kaynaklanan Newroz bayramının, Kürt halkının
geleneksel en büyük bayramı olduğu, çok eskiden beri anlamına ve
içeriğine uygun kutlandığı anlaşılmaktadır. Bu konudaki en eski yazılı
anlatım, ‘Babil’in tanrısı Marduk’un dünyayı, tabiatı ve canlıları var
veya oluşturma ile diriliş mitolojisidir. Bu mitolojide tabiat güçleri
tanrılarla sembolize edilerek, onların birbirleri ile olan mücadeleleri
ya da savaşımları konu edilir ve anlatılır. Bu mitolojiyi ‘Kürdistan’da
dini inançlar ve etkileri’ adlı eserimde genişçe anlatmıştım. Burada
tekrar etme gereği duymuyorum.
Bu
anlatımda Babil tanrısı olan Marduk’un, kötü olarak belirlenen tanrıça
Tiamat ile savaşımı ve onu yenip öldürmesinden sonra, onun gövdesinden
tüm dünyayı yarattığı anlatılmaktadır. Gökyüzünü, yıldızları, ayı, yılı
ve yeryüzündeki dağları, suları yarattığı gibi, bunların arasındaki
ahengi de sağladığı belirtilir. İnsanları yaratan tanrı Ea’nın da
hükümdarı olduğu vurgulanmaktadır. Babil’de tanrı Marduk güneş olarak
sembolize edilip, yeryüzünde ve sularda canlıların yaşam kuvvetini
veren, baharda tabiatın yeniden canlanış gücünü sağlayan, soğuk ve
karanlık ile sıcak ve aydınlığın savaşımında, baharda sıcağın ve
aydınlığın kazanma gücünü sağlayan olarak kabul edilir.
Babil’in
yapılış günü olarak gündüzün ve sıcaklığın, soğuk ve karanlığa galip
geldiği; tabiatın uykudan uyanarak canlanıp dirildiği gün olarak baharın
başlangıcı ve yılbaşı kabul edildiğinden, bu gün çok eskiden beri Babil
ve çevresinde en büyük bayram olarak kutlanıyordu.
Günümüzde Kürdistan halkı arasında anlatılan diğer bir anlatım ise şöyledir: “Hicret’ten
1234 yıl evvel tüm Kürdistan’a Dehak isimli çok zalim bir kral
hükmederdi. Dehak bir kayanın başında çok sağlam yaptırdığı bir kalede
otururdu. Bu kral pek çok vahşi hayvan ve yılan beslerdi. Kendisi
gençlerin beyinlerini yediği gibi hayvanlarına da yedirirdi. Kralı
olduğu Kürdistan halkına, her gün yenilmek üzere hazırlanmış gençlerin
beyinlerinin kalesine getirilmesini emretmişti. Bu emre uyan Kürdistan
halkı, her gün için kralın kalesine gençlerin beyinlerini ***ürmeye
devam ediyordu. Bir süre sonra halk, bu insanlık dışı beslenme olayını
aksattı. Dehak askerlerine, emirlerine uymayan halkı toplayıp kaleye
getirmelerini emretti. Böylece halk askerler tarafından toplanıp kaleye
***ürüldü. Kalede halka işkenceler yapıldı ve bir çoğu orada öldürüldü.
Geriye kalanlara da her gün için yenmek üzere hazırlanmış çocuk beyini
getirmelerini emretti. Bu olayda, halktan bir çoğu çocuklarını korumak
istediklerinden dolayı öldürüldüler.
Bir süre sonra çocuklarının
beyinlerini yenmek üzere hazırlayıp ***üren halk, sonraları çocuklarını
kurtarmak üzere bir yol buldu. Çocuk beyni yerine, oğlak ve kuzu
beyinlerini temizleyip ***ürdüler. Bu sırada Kral Dehak’ın askerleri
halk arasında dolaşıp çocukların sayısını devamlı tespit ettikleri için,
halk kurtardıkları çocuklarını dağlara kaçırdı ve orada askeri açıdan
eğitti.
Bir gün temizlenerek krala ***ürülen beyinde bir kuzu
tüyü çıktı. Bunun üzerine kral durumu anladı. Kral bundan sonra kendi
askerlerinin, bizzat çocukları kesip beyinlerini hazırlayarak
getirmelerini emretti. Bu emirden sonra, askerler çocukları keserek,
beyinlerini Dehak’a ***ürmeye başladılar.
Durum böyle devam
ederken, kralın oturduğu kaleden üç taş atımı mesafede olan bir köyde,
Kawa adında bir demirci oturuyordu. Kawa kralın askerlerine silah ve
diğer savaş araçları yapardı. Demirci Kawa da, yedi çocuğunun beynini
krala yedirilmek üzere vermişti. Sıra son çocuğuna geldiğinde, krala
karşı tavır aldı. Depolarında bulunan savaş araçlarını çevre köylülere
dağıttı ve köylülere çocuklarını, mallarını alıp dağlara çekilme
çağrısında bulundu. Bu çağrı üzerine birkaç saat içerisinde tüm köyler
boşaldı. Kralın askerlerinin gözleri önünde bir anda köyler viraneye
döndü.
Kawa, dağlarda toplanan
köylülere, zalim hükümdardan intikam alınmasını ve zulmüne son verilmesi
gerektiğini anlattı. Zalim kralın zulmü altında ezilen köylüler,
Kawa’nın bu önerisi üzerine kraldan intikam almak için yemin ettiler.
Eskiden dağlarda eğitim yapan çocukları ile köylüler Kawa’nın
önderliğinde birleştiler. Demirci Kawa’nın komutasındaki köylülerle
savaşçılar iki gün sonra dağlardan inerek, zalim Dehak’ın kalesini
sardılar. Bir düzine genç savaşçı gece gizlice kalenin kaya ve taş
duvarına tırmandı. Kalenin nöbetçilerini öldürmelerinden sonra, kale
duvarlarının önünde bekleyen köylü ve savaşçılara kalenin kapılarını
açtılar. Açılan kalenin kapılarından en önde Demirci Kawa elinde bir
mızrak ve kralın çığırtkanı için yaptığı kılıçla içeriye girdi.
Arkasından da toplu olarak köylü ve savaşçılar girdiler. Kalede
bulunanları, hayvanlarıyla beraber öldürmelerinden sonra, çok sağlam
olan bu kaleyi ateşe verip, yaktılar. Köylüler ve savasçılar yakılan
kalenin alevleri etrafında sabahlara kadar çalıp eğlendiler. Böylece
Demirci Kawa yönetimindeki köylüler ve savaşçılar, zalim kral Dehak’ın
yönetimini yıkarak, kurtuluşlarını kutladılar. Bu anlatımda belirtilen
olayın olduğu 21 Mart 1234 Hicret’ten evvel tarihi, Kürt halkının
kurtuluş tarihi olarak bilinir ve o tarihten beri büyük törenlerle
kutlanır.”
Bu belirlenen tarih, miladi tarihe çevrildiğinde M.Ö.
612 yılına tekabül etmektedir. Yazılı belgelere göre 21 Mart 612’de
Med’ler, Asur devletinin başkenti olan Ninova’yı aldılar ve bölgede
zalim Asur yönetimine son vererek, bölge halklarının rahat nefes
almasını sağladılar.
Yine 16. yüzyılda Şeref Han tarafından
yazılmış olan Şerefname’de şöyle anlatılır: “Kürdistan’a hükmeden Dehak
adında bir hükümdarın, her iki omuzunda birer yılan başı çıkar. Her bir
yılana günde bir gencin beyni yedirilerek durdurulabilir. Sonraları
yılana koyun beyni yedirilerek, gençler dağlara kaçırılır. işte bu
dağlara kaçırılanlar sonradan Kürt halkını meydana getirdiler.” Benzeri bir anlatımı Zerdüşt’ün yaşamı ile igili anlatımlarda da görmekteyiz. Bir
anlatım da şöyledir: “M.Ö. 600 yıllarında Ari halkının büyük bir
kesimini ve Horasan alanını hükümranlığında bulunduran kral Argaspa, son
derece barbar ve zalimdi. Baktra’dan kral Argaspa, vahşi, barbar ve
göçebe Turanileri yönetiyordu. Burada yaşayanlar sarı renkli, çekik
gözlü ve geniş alınlı idiler. Bunların fıziksel yapıları ile Arilerin
fıziksel yapıları tezat teşkil ediyordu. Sarayın önünde taş
merdivenlerden kral Argaspa’nın dev sarayı olduğu anlaşılıyordu.
Sarayındaki tahtının yanları birbirine sarılmış vaziyette iki dev
yılanın motiflerinden oluşuyordu. Taştan oyulmuş olarak yapılmış olan bu
yılanların sembolize edilmesi, kral Argaspa’nın yılanları ve hayvanları
sevdiğinin işaretiydi.
Turaniler, cılız yanan ateşin başında
vahşice bağrışıyorlar ve zıplıyorlardı. Gecenin yarısı yaklaşınca sesler
kesildi ve sonra trampet sesleri arasında yanındaki kapıdan kral
Argaspa göründü. Argaspa merdivenlerden tahtına çıkarken, Turanilerin
çalgıları çılgınlaşarak devam ediyordu. Argaspa tahtına çıkınca tahtına
oturdu ve bir heykel gibi hareketsiz durdu. Çalgılar susunca herkes
sessizleşti. Siyah giysili olan kral Argaspa yerinden kalktı. Sol elinde
bir sopa, sağ elinde bir kırbaç vardı. Bu siyah heykel kötülerin ve
kötülüklerin tanrısı olan Angra Mainyu’nun baş inanç adamı idi.
Bu
arada Turaniler, odun korlarından bir kazan dolusu ateşi getirip kralın
önüne bıraktılar. Tapınaktaki iki dev yılan sürünerek dolaşmaya
başladı. Bu dev yılanların başlarında boynuzları vardı ki, bunlar da
kral Argaspa’nın sopasının başındaki oymalarla sembolize edlmişlerdi.
Sonra Turanilerin kanla doldurup getirdikleri leğenin yanına bu dev
yılanlar uzandı.
Çok yüksek sesle olmayan bir kadın bağırması
sonrasında, iki Turani hizmetkar tarafından kolları arkasından bağlanmış
ve yarı çıplak bir kadın salona getirildi ve itilerek yere düşürüldü.
Kadının beyaz olan teni kana boyanmıştı. Kral Argaspa, Elbruz dağlarının
bu onurlu kızını, yemeleri için ‘yılana atacağız’ diye bağırdı. ‘Fakat
onu ganimet olarak da verebilirim. Kim yılanların leğenine kanını
akıtırsa ve kafasını benim ayaklarımın altına istediğim sürece koyarsa
ona veririm’ dedi. Tam bu sırada siyah giysili ve saçları olmayan bir
Turani öne çıkıp kamayı koluna sapladı ve leğene kanı akmaya başladı.
Sonra eliyle yarayı tutarak, taht merdivenlerinden çıktı, diz çöküp,
kafasını kral Argaspa’nın ayaklarının altına koydu. Kral Argaspa, ‘Biz
yılanların yeme oyunundan vaz geçelim. Kız senindir, onu al ***ür’
dedi.” Görüldüğü gibi burada da zulüm, barbarlık, kötü ve kötülük; siyah
ve yılanlarla sembolize edilmektedir. Kral Argaspa’nın devleti; kısa
bir süre sonra Zerdüşt öğretisinin bölgede etkinlik kazanması ve Horasan
alanlarında Kawi Wistaspa’nın yönetimindeki alanlardan eğitilen
güçlerle, Zerdüşt’ün oğlu Maidya önderliğinde yıkılıp ortadan
kaldırıldı.
Burada geçen ‘Ari’ halkından kasıt, güneş ve ateşe
inanıp kutsayanlardır. Kürtçede ‘Ar’ ateşe verilen isim olup, sonuna
gelen ‘i’ harfi ise mensubiyetini ifade etmektedir. Yani, ateşe veya
güneşe inananlar anlamında kullanılmaktadır. Bu duruma göre güneş ve
ateş inancı bölgede üçüncü Zerdüşt öncesinde vardı. Bunu üçüncü Zerdüşt
de anlatımlarında belirlemektedir. Ari’lik bir ırkı değil, ateş ve
güneşi kutsayıp onlara inanan bölgedeki bir inanç topluluğu olduğunu
ortaya koymakta ve bu anlamda kullanılmaktadır. Bu nedenle Newroz
bölgede eskiden, yani İslamiyet öncesinde Ari olarak bilinen Uygur
Türkleri, Afganistan, Horasan, Acem (şimdiki İran) ve Kürdistan
alanlarındaki halklar tarafından tüm aşınma ve zayıflamalara, farklı
anlamlandırmalara rağmen kutlana gelmiştir. Kürdistan’ın genelinde ve
özellikle de Aleviler arasında kışın sonlarında üç gün oruç tutulur.
Buna “Xizir orucu” denilir. Oruç tutulmaya başlandığında ocağa büyük bir
odun kütüğü konulur ve yakılır. Bunun üç gün süresince yanması gerekir.
Bunun erken sönmesi, yani üç günden önce sönmesi, uğursuzluğa işaret
kabul edilir. Üçüncü günün akşamında bu odun kütüğünün közleri ile
pişirilen köme veya diğer yiyeceklerle oruç açılır. Alevilerin bu
süreçte yaptıkları cemlerine “Xizir cemleri” denilir.
Kürdistan
alanlarındaki inanışa göre Xizir, dara düşenin yardımına yetişen,
bereket, sağlık ve mutluluk veren manevi bir kişiliktir. O gün evlerde
yiyeceklerin üzerleri düzeltilir, ev temizlenir ve ikinci gün Xızır’ın
eve gelmiş olduğunu anlayabilmek için bir iz veya işaret aranıp
bulunmaya çalışılır. Yine bu günde çocuklar kendi aralarından birine
sakal takar, göbeğine birşeyler bağlar, karınını şişirip ‘Xizirê Kal’,
yani yaşlı Hızır’ı sembolize ederler. Köyde ev ev dolaşıp şöyle bir dize
söylerler:
Serê salê, binê salê, Xizir hat wê malê, Bidin sadakê kalê,
(Yıl başı, yıl sonu Hızır bu eve geldi, İhtiyarın sadakasını verin.)
Bu
dizelerle, bu günün yılbaşı olduğunu söylemiş olurlar. Böylece ev ev
dolaşan çocuklar evlerden topladıklarını bir evde beraberce pişirip yer
ve eğlenirler. Yine Kürdistan halkı arasında yılbaşı olarak kabul edilip
anlatılan “Cemre” -Kürtçe’de buna “Khoz” deniliyor; khoz, kor veya ateş
parçası anlamına gelir - olayı vardır. Cemre, yani Khoz yılbaşından iki
hafta önce harekete geçer ve önce havaya düşer. Ateş havayı ısıtır. Bir
hafta havada kaldıktan sonra, bu defa suya düşer, suyu ısıtır. Bir
hafta suda kaldıktan sonra, toprağa düşer, toprak ısınmaya başlar.
Toprağın ısınmaya başlaması ile tabiatta yaşam, kış uykusundan uyanır,
dirilerek, canlanmaya başlar. İşte bu toprağa düştüğü günde “yer, gök
bir oldu” denilir. Böylece gece ile gündüzün eşitlendiği anlatılmak
istenir. Bu gün baharın başlangıcı ve yılbaşı olarak kabul edilir.
Kürdistan
alanlarında İslamiyet öncesinde “Zerwan” takvimi kullanılırdı ve
insanların yaşamları tabiatla uyum ve ahenk içerisinde idi. Aylar
gökyüzündeki aya göre hesap edilir. Newroz da gece ile gündüzün
eşitlendiği, Cemre’nin toprağa düştüğü, Xizir’ın geldiği ve baharın
başladığı gün ve aynı zamanda yılbaşıdır.
Bu
ise bölge koşulları ve tabiata göre hesaplandığında söz konusu gün esas
olarak 21 Mart’a değil, 9 Mart’a denk gelmektedir. Kürdistan halkının
tarihsel ve kültürel anlamda en büyük bayramı olan Newroz’un; bu
anlatımlardan da anlaşılacağı gibi, özüne uygun kutlanması gereklidir.
Bu öz; kötü ve kötülüklere karşı iyi ve iyiliklerin, zalimin zulmüne
karşı haklı ve mazlumların, karanlığa karşı aydınların, cehalete karşı
bilginin, ölüm ve uykuya karşı diriliş ve uyanışın zaferidir. Bu kadar
anlamlı ve önemli bir günün Kürdistan halkı arasında yılbaşı olarak da
kabul görmesi kadar doğal ve haklı bir şey olamazdı.
Kürdistan
halkının bu kutsal değer ve içeriğe sahip en yüce bayramının her ne
şekilde olursa olsun niteliğinin değişimine veya anlam ve içeriğinin
dejenere edilerek boşaltılmasına hiçbir şart ve halde müsaade
edilmemelidir. Newroz, Kürdistan halkı için olduğu kadar tüm insanlık
için önemli ve anlamlı bir gündür. Bu anlam ve içerikle tüm insanlığın,
özel olarak da Kürdistan ve Ari inancının Newroz’unu kutlar, nice
Newroz’lar dilerim.
|
Yorumlar |

|
|